'karlı bir perşembe günü ağlarımı ördüm.'
Thursday, March 19, 2009
Monday, December 22, 2008
Çelik Tencere Destanı
Canım,
Mutfaktaki tencereler biliyor
Kaskatı ve kıpırtısız
Senelerce bekleyenleri var
Modası geçmiş sırrı dökülmüş
Dolap kapağının ardında
İç içe
Karanlıkta
Sonra porselen misafir takımları
Büfe bardakları
Kristal üzümlü kadehler mesela
Hiç şarap yüzü görmedi
Rulo yapılmış naftalinli halıları
İstiflenmiş kolileri unutma
Papağanlardan ve kargalardan daha uzun
Yaşayan bu tencerenin çilesini düşün
Bir kere ok çıkmış yayından
Bir kere dökülmüş
Fabrikası bile yıkılmış
Hapsolmuş ruhu çeliğe
Sen iyisi mi yolları düşün
Elini kesen
Kristal tuzlukları
Kavanozları ve içlerinde bayatlayan çerezleri
Karanlığı düşün
Tüm bu sırları
Bir tencere nelere şahit olur
Dibi tutar kulbu kopar
Ve çelik öyle birşeydir ki sonsuza kadar saklar
Tencereleri köpekler gibi kısırlaştıramazsın
Sürekli çoğalırlar
Öpüşen tuzlukları düşün
Gözyaşını
Bütün bu lanetlenmiş sevimlilik
Ey tencere ve
Ey bu tencerenin imalatçısı
Herkes gerekli olmak zorunda değil
Üzülmeyin
Bazı ruhlar süzülmek için var
Yüzmek için
Bilinçaltlarında yer etmek için
En iyisi şehir çöplüğü
Güvenli
Düşünmeyi durdurma yeri
Oysa çelik
Erimez
Dibi tutsa da tencere yine tencere yine tencere
Dokunmayın
Bu eşyalar için dinlenme vakti
Pudding, enginar ya da dolma pişirmek için çok geç
Zamana ihtiyaç var
Bu tencerenin zaman ilacı
Artık evlerimiz minik birer saray
Tüm bu malzeme
Belki ihraç fazlası belki bilmemne
Tüm bu geleceğe güven içimi titretse de
Aslında bilmenizi istemiyorum
Bu dünyaya güven olmaz
Sizden bu sırrı bir çocuktan saklar gibi saklayacağım
Bu dünyaya güven olmaz
Krista tuzluklardan aksa da tuz ve biber
Dışarıda ihtilal olur, birşey olur
Evde kavga gürültü
Kurulan her işletme
Büyüsün istiyorum
Yapılan her eşya kullanılsın
Kimsenin gözünde hayalkırıklığı görmeye
Yok tahammülüm
Şimdi hepiniz birer nefes alın ve
Tutun
Sonra bir başkasını
Burası eviniz
Burası yeriniz
Sizi seviyorum
Tuesday, June 03, 2008
Thursday, November 01, 2007
“VÜCUT EVDE ÇİÇEK AÇAR”*
-Biliyor musun? Sen evinde otururken sanat hayatından çıkıp gidebilir. Delikler, boşluklar var hayatta. Yaşamak için bu boşluklara muhtaçsın. Sen ellerini sabunlarken mesela, televizyon izlerken, kışlıklarını kaldırırken, komşuya limon sormaya gittiğinde sanat seni terkediverir. Bir bakmışsın dışındasın.
-Oysa herşey evde başlıyor aslında…
-Nasıl bir evde?
- Avlusu olan sarı büyük bir ev. Avluda sakin bir havuz ve çocukların içine korku salan bir köpek var. Sarmaşıklar, kadife çicekleri, su sesi…Bir de kuytuda, tozlu yapraklı, kasvetli bir malta eriği ağacı….Tüm karanlık onun yapraklarının arasında saklı.
Ya da, bir zamanlar önünden yunusların geçtiği, turkuaz renkli, rutubet kokulu bir apartıman. Pencereden, numaralandırılmış, gri savaş gemilerine bakmak mümkün. Üstüne çıkartmalar yapıştırılmış buzdolabı ve oymalı kakmalı yemek masasının altı önemli.
Ya da, yazlık, tek katlı, kalabalık bir ev düşün. Bahçesinde, beyaz ferforje masa sandalye takımı var. Sandalyeni itmek cok güç. Hava hep rüzgarlı. Çam ağaçlarından sürekli cırcır böceklerinin sesi geliyor.
Ya da, balkona çıktığında, tam karşında koca bir dağ gördüğün bir ev düşün. Yazların sıcak ve kurak, kışların ılık ve yağışlı geçtiği bir yerde konumlanmış. Bitki örtüsü maki, balkondan rahatça görülebiliyor.
Asıl, küçük, rutubetli bir oda var. Koliler üst üste yığılmış. Tepede küçük bir pencereden azıcık gökyüzü görünüyor. Yağmur yağdığında bu odadan tüm küçük pencereli, küçük odalı evlerle bir baglantı kuruluyor birden. Bir sürü sakin ama derinden iç geçiren insanla…
Tabi dedigin gibi, diğer zamanlarda, can sıkıntısından kolilerin üzerinde yazanları tekrar ve tekrar okuyabilirsin.
Bugün kanepenin üstüne uzandığımda kim olduğumu unuttum anladın mı? Bir an için kim ve nerede olduğumun ötesinde bir şey hissettim. Yokoluvermek gibi birşey… Gri kanepemin üzerinde. Başımı sarı yastığa koymuştum . Rüya gördüm sonra. Rüyamda yine sarı büyük bir evdeyim. Dik trabzanlardan kayıyorum.
-Sonra?
-Sonra uyanıp patates soydum. Biliyorum tıkış tıkış organla doluyum. Ama evin içinde hareket ediyorum.
Evin boşluklarından kaçanlar bir yana, çıkıntılarına takılanlar var. Çatılara dikkat et mesela, geceleri pencerelerden dışarı süzülen ışıklara…
*Deleuze. Philosophy, Science, Logic and Art. Percept, Affect and Concept. sf 179.
-Oysa herşey evde başlıyor aslında…
-Nasıl bir evde?
- Avlusu olan sarı büyük bir ev. Avluda sakin bir havuz ve çocukların içine korku salan bir köpek var. Sarmaşıklar, kadife çicekleri, su sesi…Bir de kuytuda, tozlu yapraklı, kasvetli bir malta eriği ağacı….Tüm karanlık onun yapraklarının arasında saklı.
Ya da, bir zamanlar önünden yunusların geçtiği, turkuaz renkli, rutubet kokulu bir apartıman. Pencereden, numaralandırılmış, gri savaş gemilerine bakmak mümkün. Üstüne çıkartmalar yapıştırılmış buzdolabı ve oymalı kakmalı yemek masasının altı önemli.
Ya da, yazlık, tek katlı, kalabalık bir ev düşün. Bahçesinde, beyaz ferforje masa sandalye takımı var. Sandalyeni itmek cok güç. Hava hep rüzgarlı. Çam ağaçlarından sürekli cırcır böceklerinin sesi geliyor.
Ya da, balkona çıktığında, tam karşında koca bir dağ gördüğün bir ev düşün. Yazların sıcak ve kurak, kışların ılık ve yağışlı geçtiği bir yerde konumlanmış. Bitki örtüsü maki, balkondan rahatça görülebiliyor.
Asıl, küçük, rutubetli bir oda var. Koliler üst üste yığılmış. Tepede küçük bir pencereden azıcık gökyüzü görünüyor. Yağmur yağdığında bu odadan tüm küçük pencereli, küçük odalı evlerle bir baglantı kuruluyor birden. Bir sürü sakin ama derinden iç geçiren insanla…
Tabi dedigin gibi, diğer zamanlarda, can sıkıntısından kolilerin üzerinde yazanları tekrar ve tekrar okuyabilirsin.
Bugün kanepenin üstüne uzandığımda kim olduğumu unuttum anladın mı? Bir an için kim ve nerede olduğumun ötesinde bir şey hissettim. Yokoluvermek gibi birşey… Gri kanepemin üzerinde. Başımı sarı yastığa koymuştum . Rüya gördüm sonra. Rüyamda yine sarı büyük bir evdeyim. Dik trabzanlardan kayıyorum.
-Sonra?
-Sonra uyanıp patates soydum. Biliyorum tıkış tıkış organla doluyum. Ama evin içinde hareket ediyorum.
Evin boşluklarından kaçanlar bir yana, çıkıntılarına takılanlar var. Çatılara dikkat et mesela, geceleri pencerelerden dışarı süzülen ışıklara…
*Deleuze. Philosophy, Science, Logic and Art. Percept, Affect and Concept. sf 179.
Wednesday, August 01, 2007
Pera Sergisi
Bu aksam bizim okulun Pera Muzesi'nde sergisi aciliyor(mus)...
Benim bir adet videom: "Kimse vazgecilmez Degildir"
ve Inci Eviner'in dersi icin hazirlamis oldugum daktilo "Cogaltmalar" adi altinda sergilenecek...
Keske daktilomun bir resmi falan olsaydi yanimda da buraya koysaydim...sik olurdu.
Ama cok uzaklardayim, ve yanimda bilgisayarim yok...
Istanbul'da olan arkadaslar, eger sergiye giderseniz, bana yazin...
Merak ediyorum...biraz:)
Not: Pera muzesi, beyoglu'nda odakule'nin yanibasinda
Benim bir adet videom: "Kimse vazgecilmez Degildir"
ve Inci Eviner'in dersi icin hazirlamis oldugum daktilo "Cogaltmalar" adi altinda sergilenecek...
Keske daktilomun bir resmi falan olsaydi yanimda da buraya koysaydim...sik olurdu.
Ama cok uzaklardayim, ve yanimda bilgisayarim yok...
Istanbul'da olan arkadaslar, eger sergiye giderseniz, bana yazin...
Merak ediyorum...biraz:)
Not: Pera muzesi, beyoglu'nda odakule'nin yanibasinda
Monday, May 21, 2007
Sunday, May 06, 2007
kat:3 daire:11
Sana bir kez daha yoğunlaşmadan önce birşey söyleyeyim
Ben kırmızı bir meyve
Bir kırmızı taneydim
Herşey kendiliğinden oldu
1980’de
Akıllı, ürkek ve gözlemciydim
Herhangi bir evde
Güneşin yüzünü ısıttığı
Kadife mavi koltuklar üzerinde
Popomun izini çıkarıp
Sigara içen, çok konuşan
Misafirlerin kokusunu içime çektim
Oymalı kakmalı kahverengi mobilyalar
Daha da önemlisi bir büfe
Sıkıntıdan solmuş plastik çiçekler
Kimbilir kimdi
Kimbilir kimdi
Dünyanın dört bir yanından gelmiş bu biblo adamlar
İngiliz soyluları ve balık tutan Japonlar
Kuşlar, köpekler, duvar tabakları
Ve vazgeçilmez japon yapıştırıcısı
Kahverengi demirli bir balkon
Dış dünya
“Dikkat et düşersin”
Karşı çatıda yaşayan ve hiç kıpırdamayan kaplumbağa sensin
Palmiyeler
Tozlu yol
Şeref Apartımanı
Milyon Tane zilden biriydim
Dr. Mustafa Başöz
Genel Cerrahi Mütehassısı
Herhangi bir sokakta herhangi bir evde dönüşen ben miydim?
Sena Kurt
Sena Çocuk
Sena Barbie
Televizyon, manzara resimleri, akvaryum, halı desenleri...
Bakılacak birşey herzaman bulunur
Karanlık hol
Çıkmaz sokak
“Komşu sen misin?”
Harikalar diyarı
Bir katta batsan, öbür katta çıksan
Zili çalıp kaçsan
Bu çocukluk, bu dünya
Bu toz, bu müzik seti, bu Lambada...
Kaşları kalkmış bilmiş bir Sena diyor ki:
“Anneciğim, anneciğim, anneciğim, anneciğim,
Anneciğim, anneciğim, anneciğim...”
Annenin elinde kola şişesi
Hani sen oradaydın ya Sena
Hani oradaydın ya...
Bu sarı fayanslı tuvaletten
Çıkış yolu tepede
Küçücük bir pencere
Ama ben onun yerine aktım
Elimde sifonun ucu
Mikroplu bir mikrofon
Herşeyin üzerinden herkesin elinden
İncecik bir su gibi kaydım
İlkokul öğretmenimin elinden kulağım kaydı
Tüm aşık olduklarımın kalbinden kalbim
Bir pazar akşamüstü
Bir bahar günü
Sucuk köfteleri öylecene bırakıp gittim
Ben kırmızı bir meyve
Bir kırmızı taneydim
Herşey kendiliğinden oldu
1980’de
Akıllı, ürkek ve gözlemciydim
Herhangi bir evde
Güneşin yüzünü ısıttığı
Kadife mavi koltuklar üzerinde
Popomun izini çıkarıp
Sigara içen, çok konuşan
Misafirlerin kokusunu içime çektim
Oymalı kakmalı kahverengi mobilyalar
Daha da önemlisi bir büfe
Sıkıntıdan solmuş plastik çiçekler
Kimbilir kimdi
Kimbilir kimdi
Dünyanın dört bir yanından gelmiş bu biblo adamlar
İngiliz soyluları ve balık tutan Japonlar
Kuşlar, köpekler, duvar tabakları
Ve vazgeçilmez japon yapıştırıcısı
Kahverengi demirli bir balkon
Dış dünya
“Dikkat et düşersin”
Karşı çatıda yaşayan ve hiç kıpırdamayan kaplumbağa sensin
Palmiyeler
Tozlu yol
Şeref Apartımanı
Milyon Tane zilden biriydim
Dr. Mustafa Başöz
Genel Cerrahi Mütehassısı
Herhangi bir sokakta herhangi bir evde dönüşen ben miydim?
Sena Kurt
Sena Çocuk
Sena Barbie
Televizyon, manzara resimleri, akvaryum, halı desenleri...
Bakılacak birşey herzaman bulunur
Karanlık hol
Çıkmaz sokak
“Komşu sen misin?”
Harikalar diyarı
Bir katta batsan, öbür katta çıksan
Zili çalıp kaçsan
Bu çocukluk, bu dünya
Bu toz, bu müzik seti, bu Lambada...
Kaşları kalkmış bilmiş bir Sena diyor ki:
“Anneciğim, anneciğim, anneciğim, anneciğim,
Anneciğim, anneciğim, anneciğim...”
Annenin elinde kola şişesi
Hani sen oradaydın ya Sena
Hani oradaydın ya...
Bu sarı fayanslı tuvaletten
Çıkış yolu tepede
Küçücük bir pencere
Ama ben onun yerine aktım
Elimde sifonun ucu
Mikroplu bir mikrofon
Herşeyin üzerinden herkesin elinden
İncecik bir su gibi kaydım
İlkokul öğretmenimin elinden kulağım kaydı
Tüm aşık olduklarımın kalbinden kalbim
Bir pazar akşamüstü
Bir bahar günü
Sucuk köfteleri öylecene bırakıp gittim
Subscribe to:
Posts (Atom)

